Diş Eti Büyümesine Dikkat

dis-eti-07Farklı yaş gruplarındaki hastaların dişetlerinde meydana gelen büyüme günümüzde önemli bir sağlık sorun haline gelmiştir. Oldukça değişik tipte olan diş eti büyümesi hiçbir zaman sağlıklı diş etinde olmaz. Kişi eğer ağız bakımını iyi yapamıyorsa bakteri oluşumu nedeniyle dişetleri iltihaplanır ve buna bağlı olarak dişetlerinde büyüme meydana gelebilir.

Bunun dışında hamilelik ve ergenlik döneminde, ilaç kullanımına bağlı olarak, iyi ya da kötü huylu tömoral nedenler ile sistematik rahatsızlıklardan kaynaklanan diş eti büyümeleri olur. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu konuyla ilgili görüşlerini paylaşıyor.

Sağlıklı dişetleri nasıl olmalıdır?

Sağlılık, doğal ve estetik bir diş eti portakal kabuğu görüntüsünde, açık pembe renkte olmalıdır. Dişleri kök başlangıçlarında saran ve konturlarını takip eden muntazam bir diş eti sınırına sahiptir. Sağlıklı diş etlerinde kırmızılık, şişkinlik ya da enfeksiyon yoktur. Fırçalama sırasında ya da diş ipi kullanırken diş etlerinde kanama olmaz.

Diş eti büyümesine neden olan faktörler;

dis-eti-03Blue çağında diş eti büyümesi

Blue çağındaki çocuklarda hormonel aktiviteler yaşa bağlı olarak üst seviye olur. Diş eti büyümesi özellikle gelişim döneminde ağız ve diş bakımına yeterli önemi göstermeyen kişilerde görülebilir. Ergenlik döneminde artan progesteron ve östrojen hormonları özellikle ön dişleri etkiler. Bu dönemde ağızda en önemli şikayetler dişlerin çevresini saran kırmızı baloncuklara benzeyen bir görüntü, dişler arası alanda gözlemlenen diş eti büyümesi ve diş eti kanamalarıdır.

Ergenlik dönemindeki diş eti büyümesinin daha ciddi tıbbi müdahalelere neden olmaması için hastanın ağız bakıma daha fazla özen göstermesi, ağzına hatalı yapılmış dolgu ve çürük varsa bu lokal faktörlerinde ortadan kaldırılması ve hastanın düzenli olarak kontrolle gitmesi gerekir.

Gebelikte diş eti büyümesi

Hamilelik esnasında diş etlerinde görülen büyüme, vücuttaki hormon düzeyinin değişmesinden kaynaklanır. Seks hormonları da diş ve dişi çevreleyen dokuları etkiler. Bu dönemde hamileliğin sürmesinde önemli role sahip östrojen ve progesteron gibi hormonlar önemli düzeyde artış gösterir. Gebelik sırasında dişetlerinde ve diş kenarlarında görülen büyümeler tümör kitleleri görünümündedir.

Hastanın diş eti kenarlarında daha önceden iltihaplanma görülmüşse, gebelik döneminde buna bağlı olarak diş eti büyümelerine rastlanabilir. Yani sadece gebelik, diş eti büyümesine neden olan bir faktör değildir. Dişetlerindeki bu büyüme gebelik sonunda kendiliğinde küçülebileceği için bu büyümelerin çıkarılması için acele etmemek gereklidir. Bu dönemde dişetlerindeki büyüme yeme içmeyi çok etkilemiyorsa kesilmez. İlerlemeyi önlemek için ağız hijyeni üst düzeye çıkarılmalıdır. Gebelik sonrasında dişetlerindeki büyüme kendiliğinden küçülmüyorsa o zaman kesilip çıkarılır.

İlaca bağlı diş eti büyümesi

Diş eti büyümelerinin bir başka nedeni kullanılan ilaçlardır. Bazı sara ve tansiyon hastalığında kullanılan ilaçlar, bazı kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar dişetlerinde büyümelere sebep olabilir. İlaç kullanan hasta ağız hijyenine dikkat etmiyorsa ağızda kızarıklık, ağrı ve kanama gözlemlenir. İlaca bağlı diş eti büyümesinde ilaç ya kesilir ya da değiştirilir. İlaca bağlı diş eti büyümesi olan hastalarda diş taşı temizliği yapılmalıdır.

Diş eti büyümesine neden olan diğer sebepler

Dengeli beslenme alışkanlığının olmaması vitamin eksikliğine neden olur. Özellikle de C vitamini eksikliği dişetlerinin büyümesine neden olur.

  • Ağızdan nefes alma
  • Burun yolları darlığı
  • Diş aralarına yemek kaçması
  • Uyumsuz dolgu ve protezler
  • Dil ile diş eti üzerindeki bölgeye bir alışkanlık sonucu sürekli baskı uygulanması
  • Sebebi bilinmeyen diş eti büyümeleri de olabilir.

Diş eti büyümesinin tedavisi

Birçok nedenden kaynaklanan diş eti büyümesinin neden olduğu durumu önlemek için vakit kaybetmeden uzman bir doktordan yardım almalı hastalığın neden olduğu ana sebep tespit edilmelidir. Tedavi sürecinde hasta ağız ve diş sağlığı bakımına gereken özeni göstermeli, düzenli olarak diş fırçalama ve diş ipi kullanma alışkanlığı kazandırılmalıdır. Yapılan tüm tedavilere rağmen düzelmeyen diş eti büyümeleri kesilerek alınabilir.

Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Dr. Çağdaş Kışlaoğlu

Dikkat! Göz göre göre kanser oluyoruz!

kanser“Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır” diyen Prof. Erkan Topuz’un verdiği bilgiler tüyler ürpertici! İşte kansere yol açan nedenler…

Esra Ceyhan’ın Kanal D’deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalarda bulundu.Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı. Dikkat! Göz göre göre kanser oluyoruz! yazısına devam et

“Kanser hücresi şekerle besleniyor”

kenan-demirkol

Şeker, vücudumuzu, demirin paslanması gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!

Prof. Dr.
genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında “Prof.” yazmıyor. “Ben üniversitede hocayım, burada hekim” diyor. Söz bir ara “kronometreli doktorlara” geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, “dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim” diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir “akıllı beslenme” uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? “Kibrit kutusu kadar” reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol’a: “Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?” diye sorduk. O, şekerle başladı.

“ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL”

DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD’de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65’i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.

Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa’da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.

“12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR”

AYDINLIK- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?

DEMİRKOL- Asla doğru değil.

AYDINLIK- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?

DEMİRKOL- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100’lerdeyiz, 120’de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60’lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.

“KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR”

AYDINLIK- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?

DEMİRKOL- Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.

Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker ‘sakaroz’, iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.

Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.

“MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME”

AYDINLIK- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.

DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.

AYDINLIK– Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?

DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.

AYDINLIK– Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?

“HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…”

DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

AYDINLIK– Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.

DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara “şunu yiyeceksin” diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

AYDINLIK– Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.

DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika’da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, “öldürücüdür” yazısı konuyor.

AMERİKA’NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…

AYDINLIK– Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?

DEMİRKOL- Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920’li yıllarda Amerikan başkanı “benim köylüm mısırdan kalkınacak” fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40’ı Amerika’dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal’dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.

KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

AYDINLIK– Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.

DEMİRKOL- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.

“KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ”

AYDINLIK– Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?

DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130’a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara “kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme” diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.

Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.

ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI

AYDINLIK– Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?

DEMİRKOL- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. “Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var.” Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki “Esansiyel amino asitler vardır”. Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.

AYDINLIK– Antep yöresinin yuvalaması gibi..

DEMİRKOL- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3’e ihtiyacımız var. Türkiye’de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri “biz dünyayı nasıl doyuracağız” yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.

İNEK NE YEMELİ

Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15’i geçmiyor.

Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB’dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla “ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi” geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.

AYDINLIK– Demek Amerika’dakilerin varmış.

DEMİRKOL- Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.

HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ

AYDINLIK– Ne fark var arasında?

DEMİRKOL-. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak omega-3’tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok omega-6 aldığımız için artık omega-3’e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.

Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3’e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6’dır. Bundan 40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.

DEPRESYONUN ÇARESİ

AYDINLIK– İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?

DEMİRKOL- Oran önemli. Omega-6’yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık omega-3’ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3’ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.

AYDINLIK– Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.

DEMİRKOL- Tabii. Omega-3’ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.

ÇAY VE ZEKA

AYDINLIK– Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?

DEMİRKOL- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye’nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye’nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı.

Türkiye’de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.

AYDINLIK– Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?

DEMİRKOL- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir.

AYDINLIK– Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor.

“ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!”

DEMİRKOL- Üç saat. Ben tekrar omega-3’e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3’ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp “inme” veya “enfarktüs” olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı. Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6’yı çok tükettiğimiz için omega-3’ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.

AYDINLIK– Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı?

DEMİRKOL- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.

“ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI”

AYDINLIK– Acaba “tadı güzel” dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir?

DEMİRKOL- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, “benim annem böyle yapıyor” diye?

AYDINLIK– Ben güzel yemek yaparım.

DEMİRKOL- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.

AYDINLIK– Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için “bak bu güzeldir” deniyor çocuklara.

DEMİRKOL- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.

ÖNEMLİ BİLGİLER

“Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.”

“Türkiye’de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten.”

“Yapay yem üreticileri ‘biz dünyayı nasıl doyuracağız’ yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.

Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.

Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur.

Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15’i geçmiyor.

Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.

Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor.

Varisler için öneriler

varis-ftDerideki kılcal damar, arteriol ve venüller gibi çok küçük kan damarları genişleyerek gözle görünür hale gelerek örümcek varis (spider vein) diye tabir edilen ‘telenjiektazi’ye neden olur. Bacaklarınızı bu örümcek ağı görünümlü varislerden korumak için aşağıdaki önerileri uygulamanız yeterli.

Bu varisler tehlikeli olmasa da hoş görünmezler. Örümcek ağına benzer bu varisler daha büyük olan varisli toplardamarların akrabasıdır. Cilt yüzeyine yakın kan damarları genişleyerek dal veya ağ gibi bir şekil alırlar. Genellikle bacak veya yüzde meydana gelse de başka yerlerde de görülebilirler.

Bu ağ görünümlü varislere yol açan faktörler arasında genetik yatkınlık, hormonal değişiklikler (özellikle hamilelik sırasında meydana gelen hormonal değişimler), obezite ve hareketsiz bir yaşam tarzını sayabiliriz. Ağ görünümlü bu varisler her zaman önlenebilir olmayabilir ancak hoş görünmeyen bu ağ görünümlü varis probleminden kaçınmak için yapabileceğiniz birkaç şey bulunuyor. Aşağıdaki önerileri dikkate alarak bu sorunu yaşama riskinizi azaltabilirsiniz.

Kilo verin: Obezitenin variköz ven yani varisli toplardamar riskini arttırdığı kanıtlanmıştır. Bu ekstra kilolar bacaklardaki damarlarda basıncı arttırarak damarların genişlemesine yol açıyor. Fazla kilolarınızı vermek basıncı azaltarak kanın bacaklarda birikme olasılığını azaltır.

Hareket edin: Hareketsiz şekilde uzun süre ayakta kalmayın veya oturmayın. Eğer uzun süre ayakta kalmanız gerekiyorsa kan akışını sağlamak adına birkaç dakikada bir ayaklarınıza verdiğiniz ağırlığı değiştirin. 30 dakikadan uzun süre oturmamaya çalışın. Hareket etmek ve egzersiz yapmak kan akışını destekler ve hoş görünmeyen varis riskini azaltır.

Uzun süre boyunca ayakta kalmanız gerektiğinde sık aralıklarla oturmaya ve ayaklarınızı kaldırmaya çalışın.

Bacaklarınızı kaldırın: Oturduğunuz zaman ayaklarınızı havada tutarak ayak ve bacaklarınızdaki basıncın azalmasına yardımcı olun ve kalbinize doğru kan akışını sağlamaya yardımcı olun. Bu sayede cilt ve damarlardaki basınç düşecek ve güçsüzleşme ihtimali azalmış olacak. Uyurken bacaklarınızı kalp hizasından 15- 30 cm yukarda tutabilirsiniz.

İyi ayakkabı giyin: Yüksek topuklu ayakkabılarınızı sadece özel günlerde kullanmak üzere kaldırın. Alçak topuklu ayakkabılar kalf yani baldır kaslarınızın şekillenmesine yardımcı olur. Bu da düzgün kan akışını destekler. Ayrıca bel, kasık veya bacaklarınızı sıkan dar kıyafetlerden kaçının çünkü bu kıyafetler bacak ve ayaklarda kan akışının sıkışmasına neden olabilir. Varis çorap veya taytları kan birikmesini önlemeye ve bacaklarda şişlik oluşmasını azaltmaya yardımcı olabilir.

 

Sağlıklı bir hamilelik için yapılması gerekenler

Aşırı kilo almaktan korkmayacağınız, aş erdiğinizde çekinmeyeceğiniz bir hamilelik dönemi geçirmek için yapabileceğiniz çok şey var. Eğer bebek sahibi olmaya karar verdiyseniz beslenmenize de o andan itibaren daha da dikkat etmeye başlamalısınız.
Diyet Formula diyetisyeni Dyt. Yasemin Batmaca “”Hamile kalmanızdan, sağlıklı bir gebelik geçirmenize, bebeğin gelişimine kadar tüm geçirdiğiniz tüm evrelerde hamilelik öncesi ve hamilelikteki beslenmeniz önemli rol oynar. Hamilelikte düzenli ve dengeli beslenme anne ile bebeğin sağlığı açısından büyük önem taşır. “” diyor ve ekliyor;

Gebelik Öncesi

Bu dönemde yeterli ve dengeli beslenme çok önemlidir. Özellikle Kuru fasulye, mercimek, ceviz, ıspanak ve buğday gibi folik asit engini yiyecekler, mutlaka yeterli tüketilmelidir. Demir alımı ve emilimi için C vitaminine dikkat edilmelidir. Demir; kırmızı et, yumurta, tahin, pekmez, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. C vitamini ise yeşil sivri biber, karnabahar, ıspanak, çilek, portakal, greyfurt, mandalina, şeftali, domates gibi besinlerde vardır. Balık, tam buğday, yeşil yapraklı sebze, kuru meyvelerde yoğun olarak bulunan B6 vitamini ve zengin olarak sebzelerde, sıvı yağlarda, tahıllarda, yumurtada bulunan E vitamini yine hormonal denge ile ilgili vücutta önemli bir görev alır.

Hamilelik

Vücutta, yumurtalıklarda üretilerek salgılanan östrojen ve progesteron hormonları sayesinde oluşan bu dönemde, kadının vücudunda, bir yandan bebeğin oluşması ve gelişmesi, diğer yandan da annenin artan ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için beslenmede mutlaka önemli değişiklikler yapılması gerekir. Ayrıca hamilelikte oluşturulan depolar emziklilikte kullanılacağı için, hamilelik dönemine yoğun özen gösterilmektedir. Anne ve bebeğin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için, tüm besin gruplarından her öğünde yeterli ve dengeli miktarlarda tüketilmelidir.

Önemli

  • Her gün tüm besin gruplarından yeterli miktarlarda tüketilmelidir.
  • Alkol, sigara ve uyuşturucu maddeler kesinlikle kullanılmamalıdır.
  • Kafein tüketilmemeli, kafein içeren çay, kahve yerine süt, ayran, şekersiz komposto, taze meyve suyu gibi besinler tüketilmelidir. Ayrıca yeşil çay da tüketilmek isteniyorsa kafeinsiz olarak tercih edilmelidir.
  • Hamilelikte sıklıkla yaşanılan, kabızlık problemini önlemek için posa içeren besin tüketimine, yeterli su içmeye ve doktorunuzun izin verdiği ölçüde egzersiz yapmaya dikkat edilmelidir.
  • Yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmeli, hamilelikte oluşabilecek olan ödemi azaltmak için mutlaka yeterli su tüketilmelidir.
  • Herhangi bir ilaç, vitamin veya mineral kullanılmadan önce kesinlikle doktora danışılmalıdır.
  • Kilo alımı düzenli bir şekilde kontrol edilmelidir çünkü eksik veya fazla kilo alımının sakıncaları büyüktür.

ALINMASI GEREKEN VİTAMİN VE MİNERALLER

Bebeğin ve annenin sağlığı açısından son derece önemli olan:

Folik asit:
Bebeğin zihinsel ve bedensel gelişimi için gereklidir. Kuru fasulye, mercimek, ceviz, ıspanak zengin kaynaklarıdır.

B12vitamini:
Bilişsel fonksiyonlarda görev alan B12 vitamini için, Süt, peynir, balık zengin kaynaklardır.

A Vitamini:
Havuç, kayısı, yumurta ve ıspanak zengin kaynaklarıdır. D ve C Vitaminleri çok önemlidir.

Demir:
Kan yapımında görev alan demirden zengin kaynaklar, yumurta, pekmez, tahin, ıspanak, kuru üzüm, kuru baklagillerdir.

Kalsiyum:
Kemik gelişimi için önemli olan kalsiyum, süt ve ürünlerinde zengindir.

Çinko:
Bebekte büyüme yetersizlikleri, ölü doğumlar ve doğumsal anomaliler görülebilir. Peynir, ceviz ve bulgurda bulunur.

İyot:
Yetersizlikleri düşük ve ölü doğumlara neden olabilen iyot, balık ve deniz ürünlerinde, tavukta, beyaz peynirde, kurubaklagiller, yumurta ve sütte zengin olarak bulunur.

Omega- 3 ve omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, bebek gelişimi için çok önemlidir.

Metabolizmayı hızlandıran yiyecekler

metabolizmayi-hizlandiran

Metabolizma hızı, organların çalışması için vücudun gün boyu ihtiyaç duyduğu minimum enerji (kalori) değeridir. Metabolizma hızı yüksek olanlar düşük olanlara göre gün boyu daha fazla kalori yakar ve bu özellikle kilo verme döneminde önem kazanır. Metabolizmayı hızlandıran besinler ile gün içinde dinlenir halde yaktığınız kalori miktarını arttırarak kilo vermek için avantaj sağlayabilirsiniz. Bu besinler dışında kahvaltıyı atlamamak, kendinizi aç bırakmak yerine sık ve küçük öğünler yemek, çok yorucu olmayan ancak düzenli egzersizler yapmak metabolizmayı hızlandırmak ve gün boyu normalden daha fazla enerji harcamasını sağlamak açısından önemlidir.

Metabolizma Hızı Nedir?

Her insanın metabolizma hızı cinsiyetine, yaşına, kas yoğunluğuna, vücudundaki yağ miktarına göre değişebilir. Bazı insanlar vücudun normal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için her gün 1300 kaloriye ihtiyaç duyarken bazı kişilerde bu rakam 2000′e kadar çıkabilmektedir.

Metabolizma hızı bazal (BMR) ve dinlenir haldeki (RMR) metabolizma hızı olarak 2 farklı şekilde ölçülür. Dinlenir halde harcanan kalori miktarını ölçmek, bazal metabolizma hızını ölçmekten daha kolaydır. Bazal metabolizma hızının doğru ölçülmesi için kişinin tamamen dinlenir halde olması, testten 10-12 saat öncesinden itibaren herhangi bir şey yememesi istenir. Dinlenir haldeki metabolizma hızını ise bir eczanede ölçtürebilirsiniz. Sonuç olarak bu değerler birbirine yakındır ve gün boyu egzersiz yapmadan yaktığınız ortalama kaloriyi dinlenir haldeki metabolizma hızınızı ölçtürerek öğrenebilirsiniz.

Metabolizmayı Hızlandıran Gıdalar

Acı Biber: Acı bibere “yakıcı” özelliğini veren “capsaicin” içeren yiyecekler metabolizmayı hızlandıran besinler arasında ilk sırada gelmektedir. Piyasada “zayıflatıcı acı biber hapı” adıyla satılan ürünler bulabilirsiniz. Ancak bu kapsülleri almak yerine yemeklerle birlikte acı biber tüketerek aynı etkiyi yakalayabilirsiniz. Acı biber, yendikten sonra 3 saat boyunca metabolizma hızını 1.2-2 katına kadar yükseltebilir. Yemeklerinizde pul biber, acı toz biber, sivri biber kullanarak gün boyu yaktığınız kalori miktarını arttırmanız mümkün. Acı biberin bir diğer avantajı da iştahı azaltarak tokluk hissini uzatmasıdır. Acı biber dışında kekik, kişniş ve tarçında bir miktar capcaicin içermektedir.

Zencefil: Zencefil sindirime yardımcı olurken vücut sıcaklığını yükseltir ve yemeklerden sonra metabolizma hızını yaklaşık %20 oranından arttırır.

Yeşil Çay: Kafein içeren yeşil çay, aynı zamanda vücut sıcaklığını yükselterek metabolizmayı hızlandıran “fenol” adında bileşikler içermektedir. Taze yeşil çay demleyerek sıcak veya soğuk olarak içebilirsiniz. Kafein içeren kahve, oolong çayı ve normal çay gibi diğer içecekler de metabolizmayı hızlandırmak için önerilen içecekler arasındadır.

Protein: Protein, karbonhidrata göre daha uzun sürede sindirildiği için protein bakımından zengin bir yemekten sonra sindirim sistemi daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve yakılan kalori miktarı artar. Balık, tavuk, hindi gibi kırmızı ete göre daha az yağ içeren protein kaynaklarını daha sık tüketebilirsiniz. Bazı makalelerde gün içinde protein tozuyla hazırlanan meyveli içecekler içmenin kilo vermeye yardımcı olabileceği belirtiliyor.

Lifli Yiyecekler: Besinlerin sindirilmeyen kısmı olan lif (posa), sindirim sırasında vücudun kullandığı enerjiyi arttırarak metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlar. Ayrıca suda çözünen ve çözünmeyen besin lifleri genel olarak sindirime yardımcı olur, kabızlık ve ishal gibi sindirime bağlı sorunları önler. Lif bakımından zengin besinler arasında brokoli, ıspanak, kale, elma, portakal, greyfurt, lahana, yulaf, kepekli tahıllar, fındık, badem ve kabak çekirdeği sayılabilir.

Tarçın: Tarçının zayıflamaya yardımcı olan iki etkisi vardır. İlki kan şekerini düzenleyerek öğünler arasında yaşanan açlığı bastırır ve yemeklerden sonra daha uzun süre tokluk hissi sağlar. İkincisi ise sindirimi sırasında vücut sıcaklığını yükselterek termik etki yaratır. Bu termik etkiyle birlikte metabolizma hızlanır ve harcanan enerji miktarı artar.

Metabolizmayı Hızlandırmak İçin Diğer Öneriler

Düşük Yoğunluklu Egzersiz: Bu konuda farklı kaynaklarda farklı görüşler bulunuyor ancak Dr. Mehmet Öz’e göre nabzı anide yükselten kısa süreli egzersizler yerine, nabzın yavaş yavaş yükselmesini sağlayan ve vücudu limitlerinde zorlamayan uzun süreli egzersizler yağ yakımı ve metabolizmanın yükselmesi açısından daha faydalı. Dr. Öz makalesinde kısa süreli kardiyovasküler egzersizlerin kas yoğunluğunu arttırmak için ideal olduğunu, ancak bu egzersizler sırasında vücudun enerji kaynağı olarak yağ yerine karbonhidratları kullandığının altını çizmiş. Daha uzun süreli ve ortalama nabızla yapılan egzersizlerin ise enerji kaynağı olarak yağı kullandığını ve fazla yağın vücuttan daha çabuk atılmasını sağladığını belirtmiş.

Su: Günde 8 bardak su içmek, toksinlerin ve metabolize edilen yağın vücuttan daha hızlı atılmasına yardımcı oluyor. Biraz “ileri” bir öneri olabilir ancak bazı uzmanlar soğuk su içmenin, vücudun soğuk suyun sıcaklığını vücut sıcaklığına getirmek için daha fazla enerji harcamasını sağladığını belirtiyorlar.

Kaloriyi Kademeli Azaltmak: Diyete başlamadan önce günde ortalama 2000 kalori alırken diyete başladığınız gün bu kaloriyi 1300 düşürürseniz kilo kaybetmeye başlamak için uzun bir süre beklemeniz gerekebilir. Çünkü günlük 2000 kaloriye alışık olan vücudunuz aniden 1300 kaloriye düştüğünüzde kendini korumak için “açlık” moduna geçer. Açlık modunun ilk adımı ise metabolizmayı yavaşlatarak ihtiyaç duyulan enerjinin azaltılmasıdır. Bunu önlemek için diyete başladığınız ilk hafta normal beslenme şeklinizden 100-150 kalori kesin. Düzenli egzersizle birlikte bu şekilde daha kalıcı ve sağlıklı kilo verebilirsiniz.

Kahvaltıyı Atlamayın: Kahvaltıyı atlamanın diyetinize 2 önemli zararı var. Birincisi kahvaltı etmediğiniz için metabolizmanız gün boyu normal hızının altında çalışır, ikincisi ise öğle yemeğine kadar şekeriniz düşeceği için yemeniz gerekenden daha fazla yemek yersiniz. Sabah kalktığınızda evden çıkmadan önce mutlaka bir şeyler atıştırın ve metabolizmanın yeni güne hızlı başlamasını sağlayın.

Az ve Sık Öğünler: Yemek yedikten sonra, sindirim sırasında vücut önemli miktarda enerji harcar. Sindirimden sonra ise metabolizma hızı yavaş yavaş düşmeye başlar. Metabolizma hızının devamını sağlamak için gün içinde 3 ana öğün yerine 4-5 ara öğün yiyebilirsiniz. Bu yöntemle daha az kalorili yemeklerle daha uzun süreli tokluk hissi sağlayabilirsiniz.

Yaza girerken beslenme nasıl olmalı?

tansiyonHavaların ısınması ile birlikte kilo vermeye ilgi doğal olarak artmaktadır. Son zamanlarda bir anda ortaya çıkıp moda olan birçok diyette yazın gelmesiyle daha çok ilgi çekmektedir. Birkaçına bakacak olursak:

Dukan Diyeti:  Düşük karbonhidrat tüketimini öneren diyet 3 farklı aşamada yapılıyor. İlk on günde sadece et, balık ve yağsız süt ürünlerini, ikinci on günde bazı günlerde sebze, bazı günlerde protein tüketimini, son on günlük dönemde ise perşembe günleri protein tüketip, diğer günler ne istenirse onu yemeyi önermektedir.

Atkins Diyeti:  Karbonhidratlı gıdaların hiç tüketilmediği bu diyette bol miktarda et ve hayvansal gıdalar tüketilir.

Karatay Diyeti: Sık yemek yememeye, ekmek tüketmemeye, et, sakatat, bol sebze ve kuruyemişin tüketilmesinin önerildiği diyettir.

İsveç Diyeti:  13 gün içerisinde 7 ile 20 kilo verilebileceğini söyler.

Taş Devri Diyeti: İlk çağlardan beri var olan gıdalarla beslenme esastır. Sosisin, salamın yasaklandığı, bol miktarda yumurta, süt, böbrek, yürek, kokoreç, işkembenin yenebileceği önerilmektedir.

Hollywood Diyeti: Ünlülerin tercih ettiği ve bir ayda 12-16 kilo verilebileceğini söyleyen diyettir. Bol sıvı alımını ve haftada üst üste iki gün sadece meyve suyu içilmesini önermektedir.

Montignac Diyeti: Karbonhidratlı gıdalarla proteinli gıdaların birlikte yenmemesini önermektedir.

Sağlıklı beslenmek için günlük kalorinin yüzde 50-55’inin karbonhidrattan, yüzde 15-20’sinin proteinden, yüzde 25-30’nun ise yağlardan gelmesi gerekir. Moda diyetler ise yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayamadıklarından sağlık sorunlarına neden olabilirler:

Yüksek protein içeren diyetlerde; proteinli gıdalar bol tüketilirken, karbonhidrat içeren gıdalar daha az tüketilmektedir. Kilo verilmekte fakat proteinlerin sindirimiyle açığa çıkan maddeler böbrekler ve karaciğeri yormaktadır. Sadece protein ağırlıklı beslenme kalp ve damar hastalıklarının riskini de artırmaktadır.
Karbonhidratlı gıdaların az tüketilmesi yağdan alacağımız enerjinin artmasına neden olur. Hayvansal proteinlerin yağ içerikleri de fazladır. Ekmeği beslenmemizden çıkarmak son derece sakıncalıdır. Kasların enerji kaynağı olarak kullanılmaması için her gün yeterli miktarda ekmek tüketilmelidir. Önemli olan ekmeğin ya da alınan karbonhidratın miktarı ve türünün iyi ayarlanmasıdır.

Gereksinimden düşük kalori içeren diyetler ise bazal metabolizma hızını düşürerek, normal beslenme başlayınca vücudun daha fazla yağlanmasına neden olur.
Sürekli farklı diyetleri denemek metabolizma hızınızı da olumsuz yönde etkiler. Amaç tartıldığında kilonun azalmasının yanında yağ yüzdesinin de azalması ve sağlık sorunları ortaya çıkmadan kişinin zayıflamasıdır. Normal olan haftada 0,5- 1 kg verilmesidir. Yeterli ve dengeli beslenme şekli; kişiye özeldir ve bireyin yaşı, vücut yapısı, boyu, cinsiyeti, fiziksel aktivitesi gibi birçok faktör göz önüne alınarak sağlanır.

Sağlıklı beslenmek ve yaza zinde girmek için:

  • Günde 3 ana 3 ara öğün olmak üzere besinler 6 öğün olarak tüketilmelidir.
  • Yiyecekler yavaş yiyip iyi çiğnenmelidir.
  • Güne başlarken her zaman aç karnına 1- 2 bardak su, gün içinde de en az 8-10 su bardağı su susamayı beklemeden içilmelidir.
  • Asitli içecekler, hazır meyve suları yerine maden suyu, ayran, şekersiz veya az şekerli limonata, buzlu çay tercih edilmelidir.
  • Beyaz ekmek yerine tam buğday unundan yapılmış ekmekler tercih edilmelidir.
  • Zeytinyağlı sebze yemekleri ve salata soframızda her gün yer almalıdır.
  • Yağlı ve şekerli yiyecekler yerine; vitamin, mineral ve su içeriği daha yüksek olan meyve ve sebzeler tercih edilerek posa ihtiyacımız da sağlanmalıdır.
  • Birçok mineralden ve elzem yağ asitlerinden zengin olan ceviz, badem gibi kuruyemişler günde 3-5 adet olacak şekilde tüketilmelidir.
  • Tatlı yemek istendiğinde ağır şerbetli tatlılar yerine daha hafif olan dondurmalar ve sütlü tatlılar tercih edilmelidir.
  • Mutlaka kahvaltı yapılmalıdır.
  • Yağlı gıdalar, kızartmalar, kavurmalar, soslu gıdalar az tüketilmelidir.
  • Kullandığınız yağ, tuz ve şeker miktarı azaltılmalıdır.
  • Haftada mutlaka 1-2 kez kuru baklagil yemekleri tüketmelidir.
  • Her gün 20-30 dakika yürüyüş yapılmalıdır.

Yaza girerken de sağlıklı beslenmede katı yasaklar olmamalıdır, onun yerine ölçüler olmalıdır. Aşırıya kaçmamak, tüm gıdalardan yeterli ve dengeli bir şekilde tüketmek sağlıklıdır. Birçoğumuzda yaza girerken oluşan, fazla kiloları birden verme telaşına kapılmamak için, yıl içinde de sağlıklı beslenerek bunu yaşam tarzı haline getirmeliyiz.

Mutluluk veren yiyecekler

İlaç kullanmadan depresyonla baş etmeyi kim istemez ki? Beslenme ve Diyet Uzmanı Sanem Avcı’ya göre, doğru besinleri doğru miktarda tüketerek stresi doğru yönetmek, ilaç kullanmadan depresyonu kontrol altına almak mümkün.

Besinlerin antidepresan özelliklerinin ya serotonin salgılanmasını artırma ya da antioksidan yapılarından kaynaklandığını söyleyen Avcı, “Serotonin yeterli olduğunda; moralimiz yüksek olur, rahat uyku uyuruz, iştahımız azalır, ruh sağlığımız düzelir ve enerjimiz artar. Doğanın size sunduğu hem besleyici hem de ucuz doğal antidepresanlar sayesinde kendinizi bedenen ve ruhen zinde hissedebilirsiniz” diyor.

“Yediklerimiz sadece formumuzu değil neşemizi de koruyor” diyen Avcı, stres savaşçısı besinlere dikkat çekerek neyi, ne kadar tüketmek gerektiğini şöyle açıklıyor:

Su: En iyi doğal antidepresanlardan biridir. Yeteri kadar su tüketilmemesi dehidratasyon sonucu fiziksel ve zihinsel yorgunluğa neden olur. Kendinizi daha az depresif hissetmenize yardımcı olmak için günde en az 10-12 bardak su tüketin.

Omega 3: Omega 3 yağ asitleri serotonin üretimini tetikleyici özelliktedir. Omega 3 yağı beyindeki uyarıcıların doğru çalışmasını sağladığından dolayı faydalı olmaktadır. Bu yağ asitleri bakımından zengin kaynaklar olan balık, ceviz ve keten tohumunu tüketebilirsiniz. Balık beyni etkiliyor ve modu yükseltiyor. Haftada 3 kez balık yiyin ve günde 1 yemek kaşığı keten tohumunu beslenmenize mutlaka ekleyin.
Tavuk ve hindi eti: Tavuk ve hindi gibi kümes hayvanları serotonin üretimini sağlayan triptofan için çok iyi kaynaklardır. Kırmızı ete göre daha az yağlı olan bu protein kaynaklarına sofranızda yer vererek metabolizmanızın hızlanmasını ve ani kan şekeri yükselişlerini önleyerek vücudunuzdaki yağlardan da kurtulmanızı sağlamış olursunuz.

Yumurta: Serotonin üretimi için gerekli amino asitleri ve esansiyel yağ asitlerini içerir. Yumurta, yalnızca protein ve besin değeri bakımından zengin olmakla kalmıyor. Araştırmalar, kahvaltıda yumurta tüketmenin gün boyu kalori alımını azalttığını da gösteriyor.

Domates: Domateste fazla miktarda bulunan likopen (antioksidan etkili bir kimyasal) inflamasyonu, dolayısıyla stresi azaltıyor. Likopen, domatesin daha çok kabuk kısmında olduğundan, eğer mide ile ilgili problemleriniz yoksa kabuklarıyla tüketmenizi öneririm.

Ispanak: Ispanak fiziksel ve zihinsel sağlığı korunmasında önemli olan folik asit açısında iyi bir kaynaktır. Folik asit eksikliğinde vücut yeterli serotonin üretemez. Ispanak kış ayları için harika bir doğal antidepresandır.

ÇİKOLATA MUTLULUK VERİYOR AMA KALORİSİ YÜKSEK
Kuru baklagiller: Mercimek, nohut, kuru fasulye, börülce tryptophandan zengindir. Börülce aynı zamanda folik asit bakımından da zengindir. Kurubaklagilller vücutta serotonin salgılanmasında önemli bir role sahiptir. Lif içerikleri yüksek, aynı zamanda glisemik indeksleri de düşük olan kurubaklagiller tokluk hissi sağlar. Yapılan araştırmalara göre, kanda bulunan yağların emilmeden vücuttan atılmasını sağlamaktadırlar.

Muz: Muz, tryptophandan zengindir. Aynı zamanda potasyum kaynağı olarak bildiğimiz muz, potasyum içeriğinden dolayı da stresle savaşır. Kivi, ananas, erik, greyfurt, portakal, mango, tatlı ve sulu kavun da serotonin üretimini arttıran meyvelerdir.

Deniz tuzu: Yemeklerde deniz tuzu kullanmak ruh halinizi düzeltmek için gerekli olan mineralleri almanızı sağlar.

Çikolata: Çikolatanın mutluluk verdiğini herkes bilir. Ama bütün çikolatalar aynı etkiyi sağlayamaz. Özellikle bitter çikolataları tercih etmenizde fayda var. Kilo kontrolünü sağlamak için tükettiğiniz miktarın önemli olduğunu unutmayın.

Şifalı bitkiler: Şifalı bitkilerden ıhlamur, melisa, papatya, adaçayı, kekik, fesleğen ve biberiye çayları rahatlatıcı etkisinden dolayı tercih edilebilir.Yeşil çayda L-theanine isimli aminoasit bulunur. Bu aminoasit beyindeki alfa dalgalarını canlandırır. Aynı zamanda yeşil çay antioksidan özelliğe sahiptir. Keklik otu depresyon ve anksiyeteye karşı kuvvetlendirir.

 

Posta

Biri bizi gözetliyor

Fazla kilolu olmak bir sağlık sorunudur, obezite düzeyine ulaştığındaysa bir “hastalık” haline gelir. Kilo sorunu düzeyi ne olursa olsun daha en başından beri dikkatle izlenmelidir.

Elma mı armut mu?

ARAŞTIRMALARA göre yağların nerede biriktiği, vücudunuzda meydana getirdiği “yeni şekil” yağın miktarından daha önemli. Yağlarınız kalça ve bacaklarınızda birikirse –vücudunuz armut şeklini alırsa- kilo fazlalığının sonuçları metabolik olmaktan ziyade mekanik oluyor. Kalça ve diz eklemlerinizde artrit gelişiyor, ayaklarınızda selülitler, varisler oluyor, lenf ödem gelişiyor, kasıklarda, bacaklarda pişikler, sürtünmeler gibi can sıkıcı değişiklikler ortaya çıkıyor.
Yağlarınız karnınızın içinde ve bedeninizin üst kısmında birikmişse, bel çevrenizi genişletip kalınlaştırmış, göbeğinizi büyütüp genişletmişse sonuç mekanik olmaktan çok metabolik oluyor.Metabolik süreçlerin en tehlikelilerinden biri olan HİPERİNSÜLİNEMİ (insülin fazlalığı) ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişiyor, hipertansiyon, şeker hastalığı, karaciğer yağlanması, kalp-damar hastalığı, felç, hatta kanser tehdidi başlıyor.
Yani armut değil de elmaysanız şeker hastalığına, hipertansiyona, gut krizlerine, dolayısıyla da kalp-damar hastalıkları ve felç ihtimallerine daha yatkın biri haline geliyorsunuz.

ŞİŞMANLIK ÖLÇEN YENİ FORMÜL

KİLO düzeyini değerlendirmek için başlangıçta elimizde yalnız tartı aletleri vardı. İnsanları tartıyor, boy ve kilo ile ilgili bazı rakamlardan hareket ederek kilo sorunlarının olup olmadığına karar veriyorduk. Zamanla sadece terazideki rakamı ölçü almanın doğru olmadığı anlaşıldı. Bazılarında aşırı yağ birikimi olmasa da kişi eğer kemik yapısı yoğun, iri kemikli ve/veya kas dokusu fazla, iri kaslı –halk arasındaki adıyla “yapılı” biriyse- yanlış olarak kilo fazlalığı teşhisi konulabiliyordu.

Teknolojik ölçümler

Teknolojideki gelişmeler bu probleme de çözüm üretti. Vücuttaki yağ miktarı, kas, kemik ve su miktarından ayrıştırılarak belirlenebilir hale geldi. Sonra bu cihazların daha da iyileri üretildi, onlar sayesinde fazla yağların kalça ve bacaklarda mı, yoksa göbek ve kollarda mı –yani bedenin alt kısmında mı, üst kısmında mı- yerleştiği de anlaşılır hale geldi. Dahası bu bölgelerdeki yağ oranları rakamsal olarak ayrı ayrı ölçülebilir ve izlenebilir oldu.

Beden kitle indeksi

Günlük pratikte herkesin bu cihazlarla takip edilemeyeceği, hele hele çok daha özel merkezlerde kullanılabilen daha ileri teknolojili cihazlara herkesin kolay kolay ulaşamayacağı anlaşılınca yeni bir parametre araştırıldı. Ve nihayet “beden kitle indeksi” (BKI) kavramı ortaya çıkarıldı.

İşe yarıyor ama…

BKI kavramında da vücut kilosu ve boy esas alınıyor ve standart bir formülle –bu formülü yanda bulacaksınız- beden kitle indeksi belirleniyordu. BKI değeri 22-26 aralığında olanlar normal, 26-30 aralığında olanlar fazla kilolu, 30’un üzerindekilerse obez olarak tanımlanıyordu. Ama zaman içinde BKI esas alınarak kilo probleminin izlenmesinin de bazı dezavantajlarının olabileceği anlaşıldı. Bu dezavantajlardan biri yoğun kas-kemik kitlesine sahip kişilerde bu yöntemle hesaplanan rakamların yanlışlıkla fazla kiloluluk damgası vurabileceği, diğeriyle yaşlı bir kişide kas kaybı ve yağ artışı olsa da aslında “gizli şişman” olan bu kişinin “normal” sayılabileceği idi.

Yağların yeri önemli

Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün. BKI doğruyu söylemek gerekirse verimli bir işlev gördü ve bu çok basit hesaplama sayesinde pek çok kişi vücut ağırlığını, daha da önemlisi beden-yağ kitlesini sağlıklı aralıklara ulaştırabilme imkânı buldu. BKI rakamlarının her zaman işe yaramayabileceğinin daha da önemli bir göstergesi bedendeki yağ birikiminin miktarı kadar o yağların nerede biriktiğinin önemli olduğunu fark etmemizdi. Çünkü kalça ve bacaklarda biriken yağlar da önemliydi ama karın içinde birikip bel çevresini kalınlaştıran ve genelde vücudun üst kısmında biriken yağların yol açabileceği sonuçlar çok daha ciddiydi.

Çözüm bulundu mu?

TECRÜBELİ bir çalışma grubunun yaptığı büyük bir çalışmanın sonuçlarına göre bu yeni gösterge kilo riskinizin yaşam süreniz ve sağlığınıza etkisini daha net bir şekilde tahmin edebiliyor. Kliniğimizin bilimsel danışma kurulunda yer alan Doç. Dr. Nezih Hekim’in bana gönderdiği bu konuya ilişkin ilk uyarı notunu aşağıdaki satırlarda okuyacaksınız. Nezih hocayı ilgili yayını ve elimizdeki verileri de dikkate alarak bundan böyle “BEDEN BİÇİM GÖSTERGESİ/BBG” olarak tanımladığımız bu göstergeyi biz de kliniğimizde uygulamaya başladık. Neredeyse “Biri Bizi Gözetliyor” tanımlamasını anımsatan bu yeni gelişmenin sonuçlarını sizinle yakında yeniden paylaşacağız. Sanırım bu gösterge en az BKI kadar önemli bir parametre haline gelecek ve belki de ondan daha da önemli katkılar sağlayacak.

Beden biçim göstergesi (BBG)

“AĞUSTOS ayının başında, PLOS One adlı dergide yayınlanan ve önemli bir eksikliği gideren bilimsel bir makalenin sonuçlarını sizinle paylaşmak istiyorum. Şişmanlık için bütün dünya Beden Kitle İndeksi’ni kullanırken bugün bu indeksin şişmanlığı ve şişmanlığın arkasında yatan erken ölüm tehlikesini yeteri kadar yansıtmadığı anlaşılmıştır. Bilim bugün, beden kitle indeksinin yerine hem şişmanlığı hem de iç organlardaki yağlanma nedeni ile şişmanlığın arkasında yatan ölümcül tehlikeleri yansıtan yeni bir sağlık göstergesi oluşturulmuştur. Adı ABSI (A Body Shape Index). Biz bu İngilizce deyişi Türkçemize BBG (Beden Biçim Göstergesi) olarak kazandırmak istedik. BBG, ABD’de Ulusal Sağlık ve Beslenme datalarından yararlanarak 14 bin erişkinde denenmiş ve bu vakalar 1999’dan itibaren zamansız erken ölümler yönünden takip edilerek Beden Kitle İndeksi’nden daha iyi bir gösterge olduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur.”
(Doç. Dr. Nezih Hekim)

Atkins Dukan Karatay diyetlerinden kimler kaçınmalı

Acı biber, Karatay, Dukan, lahana çorbası, kan grubu diyeti vs. yarış halinde. Son iki yılın en moda diyetleri ise Karatay ve Dukan. Mucitleri kuvvetle savunsa da, beslenme uzmanı Elvan Odabaşı Kanar, bunların sağlıksız protein diyetlerinden sadece ikisi olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Popüler diyet kültürüyle ne yazık ki hem fizyolojik hem de psikolojik sağlığımıza şiddet uygulanıyor. Ben moda diyetlerine ‘diyet şiddeti’ diyorum.”

Diyetin modası olur mu?

– Artık hızlı kilo kaybettiren farklı bir yöntem geliştirilemediği için sağlıksız protein diyetleri farklı isimlerde tekrar karşımıza çıkıyor. Ben bu diyetlere ‘vintage’ diyorum. Yılın vintage diyeti Dukan ve Karatay. Her ikisi de bildiğiniz Atkins diyetinin yeni adından ibaret. Popüler diyet kültürüyle ne yazık ki hem fizyolojik hem de psikolojik sağlığımıza şiddet uygulanıyor. Ben moda diyetlerini “diyet şiddeti” diye tanımlıyorum. Neye, kime yapıldığı, bazen kim tarafından hazırlandığı bilinmeyen ve bilimsel açıdan hiçbir dayanağı olmayan bu diyet listeleri kilo kaybettiriyor. Ama ne yazık ki kilolarla sağlık da gidiyor. Üstelik kaybettiğiniz kiloları geri alıyorsunuz. Ama sağlığınıza geri dönüşü mümkün olmayan zararlar veriyor. Diyetin modası olmaz. Herkese, kendine özel diyet programı yapılmalı.

Protein ağırlıklı beslenme öneren Atkins, Dukan ve Karatay vb. diyet listeleri neden bu kadar iddialı?

– Bu diyetlerle kısa vadede gerçekten iddialı kilolar kaybediyorsunuz. Çünkü yasakları ve serbestleri çok net. Bunun için de uygulanması çok rahat. Hatta tam günümüz modern insanının diyet listesi bile diyebilirim. Çünkü önerilen gıdalara her yerde ulaşabiliyorsunuz. Erkeklerin çok daha keyifle yaptığı diyet listeleri. Çalışma hayatı içerisinde bu kadar aktif olarak bulunan günümüz kadını içinse sıkıcı ve hazırlanması zor sebze diyetlerinden sonra mucizevi listeler.

 

Bu diyetler nasıl uzun süre tok tutuyor?

– Protein ve yağ, mideyi geç boşaltan yiyecekler. Ortalama 4 saat tok kalmanızı sağlıyor. Bu listeler beyin, karaciğer ve kasların karbonhidrat açlığını kamufle ediyor. Bu çok riskli. Popüler diyet kitaplarının kötü karakteri karbonhidratlar, iyi karakterleri ise proteindir hep. Düşük karbonhidratlı diyet listelerinin hızlı kilo kaybettirdiğini biz de biliyoruz. Ama sağlık açısından birçok riski çağırıyor. Bu yüzden biz diyetisyenler uygulamıyoruz. Karbonhidratsız bir yaşam asla olmaz. Günlük beslenmeyle alının gıdaların en az yüzde 50’si karbonhidratlardan karşılanmalı.

PROTEİN DİYETLERİ BÜTÜN SİSTEMİ BOZUYOR

Atkins, Dukan, Karatay vb. diyetlerinden özellikle kaçınması gerekenler kim?

– Kalp damar, tansiyon, gut hastaları, karaciğer yağlanması ve sindirim sistemi sorunları bulunanlar, çocuklar, hamileler ve için çok riskli.

Karbonhidrat fakiri diyetin sağlık üzerindeki kötü etkisi nedir?

– Beynin yakıtı kesinlikle karbonhidratlar. Bu beslenmenin en temel bilgisidir. Uzun süre karbonhidrat içeriği yüzde 40’ın altında olan diyet listeleri zihinsel bulanıklık, dikkat dağınıklığı, öfke kontrol, uyku sorunlarına yol açar. Ağız ve diş sağlığını olumsuz etkiler. Ciddi ağız kokusu yapar. Kas yorgunluğuna neden olur ve kemik erimesi riskini artırır. Karbonhidratlı gıdaları tekrar hayatınıza soktuğunuzda hızla kilo artışına neden oluyor ve kamufle edilen karbonhidrat açlığı, kontrolsüz bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu durum tekrar kilo alındıktan sonra tip 2 diyabet gelişim riskini artırıyor. Bu diyet listeleri ‘ketojenik diyet listeleri’dir. Karbonhidratlar gereğinden az yenirse, vücutta normalden çok keton ve asitler oluşur. Bu kanı bozar, komaya kadar uzanan bir tabloya yol açar.

Sağlıklı diyette yağ-protein-karbonhidrat dengesi nasıl sağlanır?

– Karbonhidrat yüzde 55-60, yağ 25-30, protein 10-15 oranındadır. Araştırmalar günde en az 100-125 g karbonhidrat alınması gerektiğini gösteriyor. Bu da diyetin 400-500 kalorisinin karbonhidratlardan gelmesi gerektiği anlamına geliyor. Sözkonusu diyet listeleri günlük 100 gramın altında karbonhidrat öneriyor.
Standart diyet listesi de zayıflatıyor…

Tek liste herkese nasıl uyuyor?

– Reçetenizi nasıl doktorunuzdan kendinize özel alıyorsanız, diyet listenizi de diyetisyeniniz size özel planlamalı. Standart diyet listeleriyle kilo vermek kolay ama tekrar almak da öyle. Atkins, Karatay, Dukan, lahana çorbası, zone, g-string, acı biber, karpuz, kan grubu, Hollywood diyetlerinin herbiri aslında ‘garantili kilo dönüşümlü’ standart diyet listeleri. Bir diyet listesiyle tüm dünyayı obeziteden kurtarmak keşke mümkün olsaydı. Ama bu kadar basit değil. Artık bu gerçekle yüzleşelim ve böyle standart diyet listeleriyle metabolizmalarımızı yıpratmaktan vazgeçelim. Kilo vermeye niyetli olanlara önerim, diyetinizin ismi de içeriği de size özel olsun.

Günlük kalori nasıl hesaplanır?

– Diyetin zayıflatan kalorisini öğrenmek için mutlaka bazal metabolizma hızına bakmak istiyoruz. Belirlenen uygun kalorinin altına düşmemek, aç kalmadan, kalıcı zayıflamak için de önemli. Yıllardır binlerce danışanım üzerinde edindiğim tecrübeye dayanarak şunu belirtebilirim ki kadınlar 1200, erkelerse 1700 kalori altında diyet listeleri uygulamamalı.

Neden başkalarını zayıflan diyet listeleri bizde işe yaramayabiliyor?

– Sahip olduğunuz kilo problemi, kalori planlamamızda çok önemli bir etken. Ne kadar fazla kiloya sahipseniz o kadar yüksek kaloride diyete başlıyoruz ve çok daha kolay kilo kaybediyorsunuz. Beslenme alışkanlıklarınızın farklılığı ve sağlık durumunuzun farklılığı nedeniyle diyet listelerinizin içeriği değişebilir. Kilo probleminize kesin çözüm bireysel diyet önerisi.

KEYİF GIDANIZ OLSUN

– DİNLENEN metabolizma sorunsuz çalışır. Günde 8 saat, özellikle saat 23.00-03.00 arasında uyuyun.
– 2-3 saat aralıkla öğün planlayın.
– Saat 17.00’de ara öğün tüketin. Bu öğün akşam iştahınızı azaltır.
– Öğünlerinizde en az bir dilim ekmek mutlaka bulunsun.
– ÖĞünlerinizi 20 dakikadan daha kısa sürede tüketmeyin.
– Yatmadan 2 saat önce yemeğe son verin.
– Ana öğünlerinizin yanında mutlaka bir kase çorba, salata yiyin.
– Hergün kahvaltıda 1 yumurta tüketin. Gün boyunca tokluğun keyfini sürün.
– Diyetinizin sürdürülebilir olması için mutlaka bir keyif gıdanız olsun.
– Özgür diyet yapın. Yasak besin kavramını diyetinizden ve zihninizden uzaklaştırın.
– Ana öğünlerde sadece 2 çeşit yiyin.
– Günde kadınlar 1,5-2 erkekler için 2-2,5 litre su içsin.
– Kilo vermek için D vitamin depolarınızı kontrol ettirin.
– Haftada 1 kez, aynı gün, aynı saat düzeninde tartılmaya özen gösterin. Sık tartılmak diyet motivasyonunuzu düşürecektir.

İŞTAHINIZI YÖNETMEK İÇİN TARİFLER

DOYA DOYA ZAYIFLATAN ÇORBA

MALZEME: 2-3 adet orta boy domates, 1 küçük boy soğan, 1 orta boy salatalık, 1 adet yeşil biber, yarım kırmızı biber, 1 tatlı kaşığı nar sirkesi, yarım limon, 1 adet etimek
HAZIRLANMASI: Hepsini blendırdan geçirin. Kıvamını domates suyu ile istediğinize göre ayarlayın.

HEM SALATA HEM DE ANA ÖĞÜN

MALZEME: Mevsim sebzeleri (semiz otu, roka, yeşil soğan, maydanoz, marul, yeşil biber, domates, saltalık vb. ), 40 gram kara buğday, 140 gram lor peyniri, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, 1 çorba kaşığı nar sirkesi, 1 tatlı kaşığı çörek otu, yarım limon, sodyumu azaltılmış tuz.
HAZIRLANIŞI: Karabuğdayı suyla haşlayın. Salata malzemelerini hazırlayın. İçerisine karabuğdayı ekleyin. Sonra lor peynirini katın. Sos için ayrı bir kapta; zeytin yağı, nar sirkesi, çörek otu, limon ve tuzu karıştırın. Salatanın üzerine ekleyin.

SEBZELİ TAVUK SARMA

MALZEME: Ispanak veya pazı, 100 gram tavuk göğsü (ince dövülmüş), 30 gram yağsız dil peyniri, 30 gram yağsız dilimlenmiş kaşar, kepekli lavaş
HAZIRLANIŞI: Ispanak/pazı 5-6 dk sıcak suda haşlanır. Soğutulup içerisine rendelenmiş dil peyniri eklenir. İnce dövülmüş tavuk göğsünün içine eklenip rulo yapılır ve fırınlanır. En son piştikten sonra üzerine kaşar peyniri konulur. Kepekli lavaşın üzerinde servis yapılır.

DİYET ÜÇGENİ

MALZEME: 3 dilim çavdar ekmeği, 20 gram zeytin ezmesi, 2 adet yağsız üçgen peynir, 50 gram hindi jambon, 30 gram dilimlenmiş yağsız kaşar peyniri, marul.
HAZIRLANIŞI: 1 dilim ekmeğin bir yüzüne yağsız zeytin ezmesi sürülür. 1 Dilim ekmeğin üzerine zeytin ezmesi diğer yüzüne de üçgen peynir sürülür. 1 dilim ekmeğin bir yüzüne de üçgen peynir sürülür. Zeytin ezmeli kısımda 2 dilim dilimlenmiş kaşar peyniri ve marul, dilimlenmiş üçgen peynirli kısımdaysa hindi jambon ve marul konulur. 3 katlı bir sandviç yapılıp üçgen şeklinde 2’ye bölünerek servis yapılır. Yanında mevsim salata ile servis yapılır.

FORMEOPENNE

MALZEME: 100 gram küp küp doğranmış patlıcan, küp küp doğranmış domates, 1-2 diş sarımsak, 100 ml domates püresi, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, 80 gram tam tahıllı penne makarna, 30 gram yağsız kaşar peyniri.
HAZIRLANIŞI: Patlıcan, domates püresi, ezilmiş 1-2 diş sarımsak ve 1 tatlı kaşığı zeytin yağıyla pişirilir. En son üzerine 150 gram küp küp doğranmış domates eklenir. 80 gram tam tahıllı penne haşlanır. Sos üzerine eklenir. 30 gram kaşar peynir rendelenir ve servis yapılır. Arzuya göre fesleğen yaprakları eklenebilir.

3 PEYNİRLİ FORMWRAP

MALZEME: 2 adet (25 gram) yağsız üçgen peynir, 30 gram yağsız dil peyniri, 30 gram yağsız kaşar peyniri, kurutulmuş domates, kekik ve kepekli lavaş.
HAZIRLANIŞI: Lavaşın içerisine üçgen peyniri sürülür. Kurutulmuş domates küp küp doğranır. Rendelenmiş kaşar peyniri ve kekikle karıştırılır. Küp küp dil peyniri eklenir ve rulo haline getirilerek tost yapılır.

FAZLA KİLO HEM FORMA HEM SAĞLIĞA DÜŞMAN

Fazla kilonun bedeli ağır. Kalp damar hastalıklarında artış, hiperansiyon, tip 2 diyabet, insülin direnci, polikistik over sendromu, gut, karaciğer ve böbrek hastalıkları, bazı kanser türlerinde artış (meme, rahim, prostat, kolon), uyku apnesi, astın, kas ve kemik hastalıkları, mide problemleri, kısırlık, ağız ve diş sağlığının bozulması, safra kesesi hastalıkları, gebelik komplikasyonları, deri hastalıkları, felçle ilişkisinden hiç kuşku yok. Bunlara yol açtığı psikolojik sorunları da eklersek liste çok uzar.

ÖNCE MUTFAK SONRA BEDENİ FORMA SOKUN

Bunun için mutfağınızdan eksik etmemeniz gereken gıdalar şunlar: Bulgur, esmer ekmek, yumurta, yoğurt, kara buğday, yeşil sebzeler, balık, badem, yulaf ve yeşil mercimek.